ERHAN AHMET INCI LISESI RESMI WEB SITESI, ERHAN AHMET INCI HIGH SCHOOL OFFICIAL WEB SITE
 
AnasayfaPortalli-yayınGaleriAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 SARIKAMIŞ (BEYAZ HÜZÜN) 2

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Ha©Ke® BaY®aM
SİTE YÖNETİCİ YARDIMCISI
SİTE YÖNETİCİ YARDIMCISI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 655
Yaş : 27
ADI SOYADI : BAYRAM ŞAKİ
OKUL NO : 14
SINIF : 12-C (SÖZEL)
Kayıt tarihi : 22/09/07

MesajKonu: SARIKAMIŞ (BEYAZ HÜZÜN) 2   Ptsi Nis. 14, 2008 12:44 pm

Bölüm -4-
18. Tümen Komutanı Albay Mustafa Nimet Azapköy civarında ilerlerken bir küme gördü. Daha önce burada bir gösteri taarruzu yapılmıştı. Yürüdükçe sağda solda yatanları gördü. Bunların ilerisin de ise erler üst üste yığılmıştı. Biraz daha yaklaşınca Osmanlı askeri olduğunu anlaması zor olmadı. Çünkü Rusların uzun kaputları kalın başlıkları vardı, ama yerdeki neferlerin üzerinde ne bir kaput ne de kalın başlıkları vardı. Ne yazık ki bunlar Osmanlı askerleriydi. Ruslar esir aldıkları iki subay ve otuz dört eri bir vadi içerisinde süngüleyerek şehit etmişler. Yürüyüşlerini zorlaştırmak istememişlerdi.
Bu hareket Rusların yanına kar kalmayacaktı! Geri dönerken erlerine şehitleri bir araya toplayıp taşla üzerlerinin örtülmesini emretti. İçi kan ağlayarak, hiç olmazsa kurtlar parçalamasın dedi.
31.Tümen Oltu-Kosor caddesinin güneyinde 30.Tümen ise kuzeyinde olmak üzere Penek bölgesine mevzilenen Ruslara saldırma hazırlığı içersindeydi. Saatlerce süren tartışmalardan sonra bölgeye daha yakında olan 30 Tümenin saldırmasına karar verildi. Yarbay Ali Osman daha sonra kurmayları ile tümenin konakladığı yere geldi. Sabaha kadar çalışan 30 Tümenin kurmayları eksiksiz bir taarruz planı hazırlamak için ellerinden geleni yapmışlardı. Saldırının Şafak vaktinde gerçekleştirilmesini isteyen Yarbay o gece hiç uyumadı. Süngü hücumuyla sessizce Rus siperlerine girilecekti. Siperlere girildiğinde boğaz boğaza sürüp giden çarpışmalar da kâh ilerleniyor kâh da geri çekiniliyordu. Akşama dek süren çarpışmalarda Türk askeri çok kayıp vermiş ama siperler alınmıştı. Türklerin ısrarlı hücumları sayesinde Ruslar Penekten çekilmek zorunda kaldılar.
Sadece hızlı yürümeye çalışan erler hiçbir acı hissetmeden yürüyorlardı. Ancak hissizlik yürüdükçe artıyor, ayağının tümünü sarıyor bileğe gelince yere basamayan er aniden yere düşüyordu. Bir süre karlar üstünde dinlenen erler tekrar yola koyulmak istiyorlar ama yere çok isteseler de basamıyorlar yeniden yere düşüyorlardı. İşte bu sonun başlangıcıydı. Bu şekilde sağda solda bırakılan donukların sayısı artmaktadır. Koca Tümen damla damla eriyen sarkıtlar gibi er er eriyordu.
Bölüm -5-
Kadir Ağa telaş içinde ilk önce üç tane tüfeği bir çuvala sardı. Sonra da mermi kutusunu tüfeklerin yanına koydu. İşaretli tulum peyniriyle yanına birkaç tane daha aldı. Ağır ağır ilerleyip kızaklı arabaya oturdu. Artık gidebilirlerdi. Artık göç başlamıştı. Kadir Ağanın karanlık kilerinde saklanan casus bir gün sonra yeniden geldi. Ses seda yoktu dışarı çıktı. Gittiklerini anladı. Kilere girdi. Tulum peynirlerine baktı. Altın olan peyniri götürdüklerini anladı. Hemen dışarı çıktı. Bizimkilere haber vermeliyim dedi.
Faik Çavuş kendini kötü hissediyordu. Günlerdir yürüyorlardı. Uzun zamandır karlara bakmaktan gözlerini kamaşan erlerin gözlerinde yanmalar kaşınmalar ile sulanmalar başlamıştı. Erat çok üzgündü bu zor yolculukta arkadaşlarını bir bir yitiren erler çaresizdi.
Bir süre sonra İslamköy görüldü. Köye girdiler. Köyün meydanında büyük bir eve girdiler. Sıcak çorba ve yemek yediler. Ardında banyo yapıp yatılar. Erlerin böyle bir yürüyüşte sıcak bir odada yatacakları akıllarının ucundan bile geçmemişti.
Bölüm -6-
Erler İslamköyden Ardos gitmek üzere yola çıktılar. Uzun bir süre yürümüşlerdi. Hiç konuşmamışlardı. Ancak Faik Çavuşun sızıları artmaya başlamıştı. Beynindeki sızı gönlüne ulaşmıştı. Ne zamandan beri suskun bir şekilde duran Kaç buradan kurtul diyen nidalar kulaklarında çınlıyordu. Gözlerinin önünden Balkanlardan çekiliş gitmiyordu. Faik Çavuş içindeki sese öfkeyle bağırdı: Ben donmayacağım Erler Faik Çavuşa bakınca Çavuş utandı. Yok, bir şey. Siz bana bakmayın dedi.
Manga erleri yine çavuşlarına baktılar. Gözlerinde koyu bir endişe vardı. Çavuşları kendi kendine konuşmaya başlamıştı. İşte bu iyi bir şey değildi. Faik Çavuş bu kez onlara aldırmadı. Başını eğdi ve yürümeye devam etti. İnsanın içindeki idealler hangi şartlarda olursa olsun küllenmez. Bu itiraz ediş İçindeki alaycı sesin iyice yükselmesine neden oldu. Boş versene Kimler ne idealler ve ne ümitler ile ortaya çıktı. Ama çoğu bu idealleri sonradan unuttu. Faik Çavuş, Şunu aklına sok ki, sende ideallerini unutacak ve unutulacaksın.
-Unutmayacağım! Beni unutmayacaklar.
Faik Çavuş öfkeyle dizlerinin üstüne çöktü. Ellerini açıp haykırdı.
-Beni unutmayacaklar! Ne beni nede bizleri! Sarıkamışa yürüyenleri, akıbetimiz ne olursa olsun unutmayacaklar!
Yorulmuş gibi soluk soluğa konuştu:
-Merak etmeyin bizi unutmayacaklar.
Ziver Faik Çavuşa yaklaştı. Unutmayacaklar çavuşum. Haydi kalk. Dedi.
Faik Çavuş günlerdir süren bu yolculuktan dolayı yorulmuştu.
Uzun süren yolculuk sırasında hep geçmişi düşünüyordu. Asker arasın da yürürken, Balkanlardan o hızlı çekilişi gözlerinin önüne getiriyordu. Artık mecalinin kalmadığını, gidemeyeceğini adım atamayacağını sanıyordu. İşte bir deli krizi yeniden göstermişti. Ne yapacağını bilmez halde ayaklarını sürüye sürüye giderken aklı kaç buradan kaç diyordu. Yürüyüş kolu uzayıp ta tepeye doğru ilerlemeye başlayınca eratın yüzüne bir kırbaç misali vuran zem beri almış, iki adım ötesini göremez olmuştu. Faik Çavuşun biri tarından çekildi. Düşe kalka, bayır aşağıya doğru iniyorlardı. Erler yerde yuvarlanıyor. Düşenlerin bazıları tekrar kalkamaz oluyorlardı. Bu kez kulaklarında gülünç sesini işitti. Nereye gidersen git ölüm peşini bırakmayacak!Faik Çavuş yerden kalktı ve hızla koşmaya başladı. Kaçmak istiyordu ama artık parmağını kıpırdatacak gücü bile kalmamıştı. Her şeyi sanki kabullenmiş gibi mırıldandı.Bitti, umudum, hayalim her şeyim.
Kadir Ağa kızağı çeken atlara bir iki kırbaç vurdu. Kızağın giderken birden taşın üstünden geçmişte devrilecekmiş gibi olması kızaktakileri korkuttu. Geriye doğru yürüdü. Kızağın neye çarptığını merak ediyordu. İki uzun bacak duruyordu. Şaşırdı. Erin üzerindeki karları temizledi. Nabzını yokladı. Yaşıyordu. Kadir Ağa kızını çağırdı. Zehra erin yüzüne dikkatle baktı. O arada Faik Çavuş gözlerini araladı, Öldüm mü? dedi. Zehra gülümsedi Hayır dedi. Onu da kızağa aldılar. Faik çavuş bir tüfek aldı. Sonra Zehranın uzattığı yoğurdu aldı. Alırken de Zehranın yüzüne baktı. Kendisini bulduklarındaki o gülümseme yine vardı. Faik Çavuşun hüznü daha da büyüdü.Artık çok geç. Ben ki hep uçurumun kenarlarından hayata dönmüşüm. O ise nadide bir çiçek. Gonca bir gül... Hayat ne garip. Ben hayatın bu sevdalı yüzünü hiç bilmedim. Hayatın en acılı en korkunç yüzünü gördüm yıllarca. Geceye doğru bir köye bir girdiler. Ama köyde kimseler görünmüyordu. Köy adeta terk edilmiş gibiydi. Evlerden birine yerleştiler. Sonra tüfeğini alarak evin sofasına geçti. Geceyi orda geçirip nöbet tuttu. Sabahta yola koyuldular. Bir süre yol aldıktan sonra uzaktan tek sıra halinde yürüdüğü belli olan erleri görünce Faik Çavuşun yüreği pır pır etti. Artık ait olduğu yere gidecekti. Sesi titreyerek Kadir Ağam karşıdan gelenler bizim askerimiz. Hazır çok fazla uzaklaşmadan bende onlara katılayım dedi.
Ne diye bilirim ki yiğidim görevin büyük.dedi, Kadir Ağa. O sırada konuşmayı sessiz bir şekilde izleyen Zehra cesaret edip konuşmaya katıldı.Bizimle gelsen.
Faik Çavuş beklemediği bu teklif karşısında ne diyeceğini şaşırdı. Gitmeliyim.Faik çavuş uzun ve yorucu yürüyüşten sonra Oltuya zar zor girdi. Biraz sonra yanına Ziver geldi. Bir avuç kuru üzüm uzattı. Faik Çavuş aç değilim dedi.
-Hiç fark etmedin mi?
-Neyi?
-Kaputumu.
-Çok kalın bir şeye benziyor
-Evet. Bir erden para karşılığı satın aldım.
-İyi üşümezsin artık.
-Bak çavuşum bu kaputu sana vermek istiyorum. Aslında Senin için aldım.
-Olmaz öyle şey!
-Çavuşum!
-Dedim ya olmaz öyle şey!
-Peki, ben ölürsem, şehit olursam ya da dağ başında donarsam, bu kaputu sen giyeceksin tamam mı? Üzerimden alacak ve giyeceksin.
-Haydi, git işine Ziver.
-Çavuşum
-Haydi, kimin ölüp ölmeyeceği belli olmaz.
-Diyelim ki ben öldüm. Bana söz ver. Bu kaputu giyecek birçok er var. Söz ver bana çavuşum. Haydi söz.
-Peki söz.
-Hah şöyle.
-Sen delisin Ziver.
-Elbette, yiğidim çünkü. Bizim orada atın iyisine doru, yiğidin iyisine de deli, derler.
Oltu toplanma merkezi halini almıştı. Faik Çavuşunda yer aldığı manga 32.Tümene dâhil edilmişti. Üstelik bu kez mangaya bir top bir top arabası ve arabayı çekmek içinde iki at zimmetlenerek verilmişti.


Bölüm -7-
Artık iyice yorulan erat midelerindeki açlık hissini bastırabilmek için sık sık karınlarına elleriyle bastırıyorlardı. Bir gün boyunca ağızlarına bir şey koymayan erler artık yürümek değil ayakta durmakta bile zorlanıyorlardı. Manganın arkasından gelen Aşkaleli Hasan Faik Çavuşa atların torbasından aldığı bir avuç arpayı verdi.
Tümen ilerledikçe donukların sayısı artıyordu. Penek üzerinden Bardız yönünde ilerlemekte olan 32.Tümen bu ağaçlık alanı görünce biraz olsun silkinir gibi oldu. Erler ilk önce birbirlerine sokulmuştu ama oturamamanın ve yatamamanın yorgunluğu kendini iyice gösterince ne yapacaklarını bilemediler. Bazı erler ağaçlara çıktılar. Sabah olduğunda manzara çok kötüydü. Ağaçlarda donan erler bir bir yere düşüyorlardı.
Bölüm -8-
30 ve 31. Tümenler Oltudan sonra karlı yollardan Peneke gelmiş, buradan daha doğuya hareket ederek Arsenike varmıştı. Tümenler buradan sonra Allahuekber Dağlarını aşacak; 31. Tümen Başköy, 30.Tümen ise Beyköy üzerinden Sarıkamışa saldıracaklardı. Böylelikle Çamurlu Dağdan ilerleyen 9.Kolordunun 17. ve 32. Tümenlerini karşılamak isteyen Ruslar gafil avlanacaklardı.
Artık Sarıkamış uzaktan görünüyordu. Sarıkamışın dış mahallerindeki evlerin beyaza bürünen çatıları, bacalardan göğe yükselen dumanları kolaylıkla sezilebiliyordu.
Ertesi sabah 32. Tümen Bardız yaylalarında saldırıya geçen Ruslara karşı direnmeye başlamıştı.29.Tümen ise sabah Sarıkamışı ele geçirmek üzere taarruza geçmişti.30 ve 31.Tümenler ise daha ortalıkta yoktu. Çamurludağ sırtlarında Rus piyadelerinin görülmesi üzerine büyük tehlike altında kalacak olan ve Bardızda bulunan 32. Tümene Sarıkamışa hücum emri verildi.
Sarıkamışın Yukarı Mahallesi hafif bir tepenin yamacındaydı. Bu tepeye az kalmıştı. Yaklaşık 300 kadar Türk eri mahallenin yakınlarına dek sokulabildiler. İlerlerken kendilerine destek geleceğini sanıyorlardı. Bu yüzden de, büyük bir cesaretle ve ümitle, Sarıkamışa doğru ilerlemeye uğraşıyorlardı. Kasabanın dışında yer alan evlerin arasına girdiklerinde kendilerine ateşle karşılık verildi.
O gün öğleden sonra, Sarıkamıştaki Rus askeri on bine ulaşmıştı. Faik Çavuş ve mangası miralay Bukretof tarafından sarılmıştı. Bunun farkında olmayan Faik Çavuş ve yanındaki erler Ruslara kahramanca karşı koyarken, cephane ve mermilerinin bitmek üzere olduğunu, bir süre daha vuruşmaya devam ettikten sonra etraflarının sarıldığını üzülerek gördüler.
Kedilerine Türkçe Teslim olun! Osmanlar teslim olun! Aksi halde öldürüleceksiniz deniyordu.
Sarıkamışa girmişlerdi fakat takviye gelmiyordu. Şimdi ise her şey bitecek miydi.Tüm bunları düşünen Faik Çavuş Hayır!diye haykırarak olduğu yerden ateşe devam etti. Mermisi bitince ne yapacağını şaşırdı ve öylece kalakaldı.
Faik Çavuş ve diğerleri bir kara vagonun en son vagonunda Sibiryaya doğru sürülürken, Faik Çavuş Balkanlardan geri çekilişi hatırladı. Şimdi ise daha ileriye gidiyorlardı. Hem de bilinmez bir diyara. Beyaz hüzün ülkesine...

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://www.kurtlarvadiniz.tr.gg
Misafir
Misafir
avatar


MesajKonu: Geri: SARIKAMIŞ (BEYAZ HÜZÜN) 2   C.tesi Mayıs 03, 2008 3:29 pm

güzel
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
SARIKAMIŞ (BEYAZ HÜZÜN) 2
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
ERHAN AHMET INCI LISESI :: EDEBİYAT DERSİ ÖZEL BÖLÜMÜ-
Buraya geçin: